27.02.2009






kıssadan hissiyat


* Bugün Patricia Kaas dinleyecek gibi duruyorum sanki...

* Güneş de yok.

* En güzeli, bilmediğin bir dilden duygusal ve acıklı olduğunu hissettirecek, ağır tahribat vermeyecek musikiler dinlemek.

* Anlamını bilmek, parça tesirli afiş asmışsın hissiyle donatıyor hücrelerimi.

* Adam usulca mırıldanmaya başladığım tınıları, tam bir şölene çevirdi.

* Ay, kim ki bu dük?

* Kim Ku Duk.

* Oooov, evet bebeğim!

* Şu denize nasır kasabamız neden Mısır olmayasın ki? Nasr.

* Nasıl yani?

* Yok, cidden kovır parçaların hastasıyız.

* Lütfen, sırası değil şimdi.

* Saçlarım elektriklenince tavus kuşu kuyruğu modeli kafam oluyor. Çok heyecanlanıyoruz. Renk geçişlerini görmelisin, ohh miracle.

* Her seferinde vaz geçmek, nasıl güzel okuyucu. Sen nereden bileceksin. Okuyucumla konuşuyorum. Göz temasını kaybetmeyelim. Hadi bebeğim.

* Ay! Latin Amerika lılar duygusal olmaya çalışmayın lütfen, doğanızda yokmuş gibi. Dilinizle de ilintili olabilir. İnti İlimani. Güneşin oğlu Estabanım.

* Nüyçün özlemeyeyim ki seni, sevdiğim, saydığım, gerektiğinde ısırabildiğim bir arkadaşımsın.

* Şimdi hiç sırası değil.




İtalik eylemlerimiz devam edecek.
KUZEY KORE HALK OYUNLARI EKİBİ.









23.02.2009



.


Gözlerindi yahut ılık nefesin ya da bilemediğim onca şeye karşılıksız hazırlığım; bilemedim ki. Bilebildiğim ise değdiğinde her şeyin son bulduğuydu...


Sonrasında yine aynı sokaklar, aynı insanlar, kalabalığa karışan simidin kokusunu duymayan yorgun kasabalar, telaşlı koşuşturmalardı. Aynıydı, değişecek gibi de durmuyordu, kimse için önemi yoktu. Belki onun için bile önemi yoktu, mühim de değildi diyordum; kaldı ki birileri için çıkarttığımız yüzler çoktan eskimişti. Kaldı ki geçmişin onca ağır yükünü kimseden çıkarmaya da niyetim yoktu; kimsenin de benden çıkarmasına verecek izin kağıdım.


Geçmiş şekillendirir ya tavırlarını, hayat akışını, düşüncelerini; hayata karşı gardını alıp, yaşamak. Buna zorunlu kılınmak, acımasız bencilliklerin hayatına değdiği kadarıyla yüzleşip, hiçbir şey yokmuş gibi davranmaktı belki de şimdiye kadar yapamadığım. Güvensizliğimi hep bir diğerine yıkmaktı belki de kendime olan güvensizliğim; bilmiyorum.



Şimdiyse tek bildiğim sonram.



Sonrasındaysa, günler değişiyor gibi yapıyoruz, uzun uzadıya sohbetlerimizde hükumetler devirip, içimizden ordular geçiriyoruz, yoruluyoruz, soluklanıyoruz, durmuyoruz, akıyor işte hayat; ne için ki, uğruna verebileceğin ne için?


Sonra bilemediğin bir koku geliyor burnuna, adımların yavaşlıyor yahut arabayı çekiyorsun manzaranın göbeğine, hücrelerine kadar çekiyorsun gelen kokuyu, hiç gitmesin istiyorsun, böylesi daha güzel inan bana...




.





19.02.2009

...

hayat bu aralar;

hani çekirdek yersin de baş parmağın ve işaret parmağında ki ojeler aşınır ya onun gibi be blog!

çıt
çıt
çı
ç
.


...



konferansın verileceği salon da kampüsün içerisinde...

17.02.2009


...



İçimden geçenlere değer ellerin; oysa sokakta bir fotoğraf kıvrıla, yana yakıla; köşe başları yılları tutmuş, sen beni…



karaya vuralı çok olmuştu diyor cümle içinde kullandığımız kelimeler, oysa hangi tuşa bassam seni haykırıyor gibi parmak uçlarım, üşüyorum. Dudaklarımda yarım kalmış hikayelerin eğreti gülümsemesi, anlamsız mesafelerde zaman dolduruyorum.



Sonrası



Sap sarı gölgelerin oynaştığı yüksek tavanlı, çatlak duvarlar;

nasıl anlatılır ki; tıkanıyorum.




Kulağımda soluğun, mısralara karışır;



*altıma serdiğin geceyi
yıldızlarınla donatıp
üstüme örtmeyi unutma


der *C.Ç.



Zapatista aşkına; gözlerim ışık saçıyor…




.


11.02.2009



.

Sanıyorum,

kendimce sandıklarıma, yeni akışkan sanrılarımı da ekleyip; dolu dizgin dört nala sürüyorum hayatı; tuhaf kişilerin sebepsiz tavırlarına tanıklık ediyorum, bir kişi daha geçiyor önümden, uzaklaşıyor, biraz daha bakıyorum ardından, köşeyi dönmeden arkasına bakacağından emin izliyorum adımlarını,

bir ki üç,

köşeye gelmeden duraksıyor, dönüyorum gökyüzüne,

başka bir gün başlıyor,

en güzel şarkılarımı martılara söylüyorum, kanat çırpıyorlar gidiyor musun, negzel gidiyorsun, negzel çığlık çığlığa martılar, sonrası doğan güneşin yüzümü ısıtması kadar sıradan bir mucizeyle son buluyor...


Adıma harfler yakıştırmana bakıyorum, gülümsüyorum, meraklı sesinin ılık tınısına karışıyor devrik cümlelerim, yok oluyorum avuçlarında, huzurluyum; minnettarım önümde bekleyen hayat için... Minnettarım karşıma çıkardıklarına...



...





9.02.2009

...


Şaşkınım.


Gerisi, bildiğin aynı akşamüzerlerine yaraşır bir turuncu…





saçlarım tutuşurken avuçlarında,

savrulurum

un ufak

toz duman


çekersin

ciğerlerine

her soluğunda paramparça



tutuşur muyuz...



Şimdi öteliyorum zamanı,

heyecanım düğümlenirken boğazıma,

sana boğulmaktan korkuyorum.


neyse ki

sensin


yorgun olansa içimdeki çocuktu,

iyi ki...

işte

ne varsa...

seninle karşılamaya hazır gibi bu çocuk...



o nikotinsiz kafede

bir akşam üzeri yorgunluğuna bakar

sarılmamız

unutma olur mu?





B...



.


2.02.2009


...



Senden bahsediyorum, yerli yersiz, duraksız, yurtsuz... neler anlatıyorum; bilmeden, durmadan, bitmeden, tükenmeden...


Sonra susuyorum,

sonra , aklımın ücra larından, meydanlarımdaki banklara çıkıp geliyorsun...


ve sonra

tekrar git diye...


seni sevmek istiyorum.

Tekrar, tekrar; çoğaltarak,

boğarak sevmek istiyorum,


kaçışını kolaylaştırmak için,

daha çok sevmek...


daha da sevmek.


Bitti.





...





Konuşuyorum

konuşuyorsun

konuşuyor



susuyoruz...



Anlatamıyorum. Geçip, gidiyor suskunluğum, kalabalığa karışıyorum, insanlar geçiyor, sonra deniz kızları, ben kalıyorum, anlatıyorum; ne olduğunu bilmek dahi istemeyeceğin, çağlara yaygın aristokrat hallerimden bahsediyorum, salon kadınına yaraşır edalı ses tonumla şuh kahkahalara boğulurken, hıçkırığımla irkiliyorum. Her şey geçip, gidiyor.


Tortu,

senin tortun mu bu; un ufak, ezik, bilemediğim senin kalıntıları... Bilememişliğimin, inancımın yansıması, küçük hayal kırıklıklarım, kime yahut bana ne faydası var ki, üflesem geçecek, içimdeki hakimiyetin, hanedanlığına son vereceğim. Gücüm yok, hiç yok, bugünler geçiyor işte; biraz daha kahve içiyorum, bir kaç fotoğraf daha çok çekiyorum, hiç beğenmiyorum, yazıp, karalayıp, düğümleniyorum, bugünler geçiyor işte, gerisinin ne önemi var ki;


önemli olan geçebiliyor olması değil miydi...


Acı bir tadı kalıyor, geçmişin izleri kazandığım tecrübelerin izohipsi; tükürmek istiyorum bu hayatın ortasına... O kadarına bile değmez bugünlerde her şey...



sonra bir şair geçer*


hey bir zaman bakıp bakıp
seyrine doyamadığım!
şimdi gurbette bırakıp
sesini duyamadığım!


nasıl vurgunum bilirdin,
niçin benden yüz çevirdin?
kimlerin koynuna girdin?
öpmeğe kıyamadığım!


, der.


Yıkılırım.




* S.A.