30.04.2009






Sonrasındaysa, anlatabileceğim pek bir şey olmamıştı, yalnızlığa yaraşır musukiler deviniyordu, ben acır gibi yaparak, salınıyordum. Sonra insanlar zıplıyorlardı, yüzlerinde aynı donuk balık bakışları, gerisini bilmediğin bir parçanın ilk heyecanı gibiydi ya da Cohen'den bir tutam saç olsa avuçlarımın içerisinde, seni bu kadar düşünür müydüm; bunu da hiç bilemeyecektik. Atlamadan önce dinleyeceğim müziklerin listesini hazırlıyorum, akrep olmandan endişeleniyorum, ve bir diğerini hissetmek, hiç adını koyamayacağım o ifadeyi donuklaştırıyor hücrelerimde, damarlarımda sen, ben bir de Jeff dolaşıyor, onun çıkardığı seslerle uyuyorum, sonra o susuyor, sonra uyanıyorum, geçti diyor; yeniden kapıyoruz gözlerimizi, huzurlu bir uykunun kucağına...



Filmlerden seçtiğim kahramanlarıma dönmek istiyorum, yüzlerce Marla Singer sigara içiyor, telaşlı adımlarıyla damarlarımda dolaşıyor, uçuk şeftaliye kaçan rengimle, Tom'un arkasından el salladığımı hatırlıyorum. Penceresi o kadar büyük olan bir otelin camından dışarısını izleyip, izleyip; deli taklidi yaparak huzura kavuşmaya çalışmak ne kadar akıllıca ki; en azından şimdilik aklıma başka hiçbir şey gelmiyor. Şimdilerde yapacaklarım, hayal ettiklerimle sınırlı, saçlarım tutuşurken sıcağında, şarkıyı değiştirirsin değil mi, bebeğim?








29.04.2009



,

Hiç olamayacak kişiye ithaf edilmiştir;



Soluğumuz yettiği sürece buluşur muyuz, yıldızların altında?



Ojelerimin yarısı çıkmış, çıkmamış; tırnaklarımı yemişim, yememişim; kah gülmüşüm, kah hiçbir şey... diyememişim, korkmadan, usulca salınmışım kollarında; sabaha kadar dans etmişiz, kuşlar şaşkın, biz sarhoş, aynı şarkı dönüyor, sen de duyuyor musun?


İnan umursamıyor gibi görünüyorum, tek istediğim olduğum gibi kalmak yanında, yoksa yeterince gerçekçi bu galaksi, yeterince iki yüzlü ve gereksiz bu çoğu insan, yeterince ağır tahribatlı ve ızdırap verici, seni düşlerime almak istedim, benim bahçemde çimlere atıp kendimizi, yuvarlanalım istedim, hani biliyorum zaten hiçbirinin olmayacağını ama olacakmış gibi davranman bile yeterdi, kaldı ki bu çok içten oldu biliyorum ama gerçekliğini de yaşamak istedim esasen sadece kendimizin gerçekliği olsun istedim, kendi ortaklığımızda dans edelim istedim, belki de hiç istememeliydim. Dedim ya, anlatamadım, neyse geçiyor olması hep güzeldi...




Henüz yaşanamamış olanın üzüntüsüydü bu, normalleşmesek ha!

Dans eder miyiz, bahçenin sonuna kadar... Sonu her neredeyse. Bunları yazarken, sonu gelmiş bahçenin; buradaymış, neyse bu da ayrı bir yazımızın konusu bilogum.


Şimdi öperim ciğerlerinden, hani bir gün ulan bu kız böyle hayalleriyle daha güzel, onu böyle istiyorum diyen adam için, kulağına fısıldayacağım güzel şeyler olacak, onları yazmayacağız buraya değil mi?








28.04.2009




...
lakin



vaz geçti



.










.



düşümden
düşme
...



.


25.04.2009





.


başlıksız yazılar aşkına....


Seninle aramda üç saniye vardı...




Oysa düşmüştün, yahut sanrılarınla devinirken, üzerime geçirdiğim eski, püskü kazağımın rengini fark edemeyecek kadar başka diyarlardaydın; oysa hiç umurumda değildin, oysa ne kadar çok oysa demiştim; oysa benim galaksilerime hiç uğramamıştın, oysa zaten yoktun, oysa platonik aşk iyi bir şeydi ve tek kişilik olmasının yanında bağlanabileceğin adamları filmlerden seçebiliyor olman da sana sunulmuş en güzel imkandı; seninle aramda iki buçuk saniye kalmıştı; sen hala gelememiştin...


Oysa ben bunu daha önceden de yazmıştım....


Ama seni hiç dinlemediğim aklıma geldi...

Kaç saniye demiştin...



.




21.04.2009



.


hepimiz için baştan alıyoruz.


Bunun onunla olan ilintisi, sadece konuşmanın sonuna yaklaştığımızda ki düştüğüm salak durum gibiydi. Sadece kendimi hissettiğim o andı; öyle bir hisse kapılmak; bunun, birisi tarafından hissettirilmesi ve durum güncellenirken; her şeyin ne kadar gereksiz olduğu ve ne kadar da değersiz...


Değersizliğe düşmeden bir kaç saniye önceki şoku atlatabilmek çok önemli, sonrasındaysa; harfler, ağızdan dahi çıkmak istemiyor, o yüzden yazıyoruz ya bebeğim. Sen de bir alemsin.


Baki kalan öküzlüğündü; rüyalarınsa on beş gün kaplıca devre tatili ama hep, bakide maki kalanlar için keseleniyor bu hücreler, ısrarla bayinizden bu öküzü isteyiniz. Gelecektir.



Ah! Moncherciğim!
Yüreğim, buharlı trenden farksız, kaçmak, kaçmak, kaçmak...





fin.


19.04.2009





.

dudağımın kenarından öpmeni istiyorum dediğimde; bunu söyleyenin Marla değil de,
ben olduğumu bilmeni çok isterdim.


esasında dudağımın kenarıydı o
dedim;
hani öpen kişi de sendin,
lakin bir hiçtin.


Cümle arası tavuk dönerlerimizi beklerken, yağmurlu bir havada sigara içmenin hazzı ancak hayal edebileceğim türden bir hazdı; ne sen ne de dönerci; farkında olmasanız bile, birileri için hayat istemediğinizden de hızlı dönüyor...


Cümle aralarında sana asılmaktan vaz geçtim.
Bir de senden...


nokta

15.04.2009




.

Değişmeyen ne vardı ki? Vakti zamanında güzel cümleler kurabiliyordum, şimdiyse gözlerimi her kapadığımda uçuşan yıldızlar... Şimdi içimden seni özlemek geçiyor; dışımdan ise kararsız bulutlar... Yağmur damlasının, gül yaprağı üzerinde biten yolculuğu gibi; ansızın sonlanıveren bir düşüş. Parmak uçlarıma dolanıyor sesinin tonu, yere damlayan sesin boşluktaki çığlığı gibi. Tıp, tıp,tıp...


Şimdi çoğalıyor gece, biraz daha ben diyorum karanlığında salınırken, ışıl ışılım sen de görüyor musun? Hiç olamayacak adamın çabasını bir kez daha alkışlıyoruz; usulca gözlerini kapat, bizim için fısıldıyor gece.


Hoşça kal.




Ne güzel bir bitişti.



10.04.2009



.



Önce; sen sanıyorum kapıdaki kediyi;

neyse ki değilmiş diyorum, moavvv.

Bir yandan beygir kafasıyla louis görünüyor,

diğer yandan plates yapan güzel kızlar.

Sonra geceden toplayıp, suya batırdığımız şişmiş yıldızlarımızı saçlarımıza takıyoruz.

Önce ben çıkıyorum kapıdan, sen çoktan gitmişsin; ne komikmiş diyorum; Tom puslu sesini gırtlağından çıkartmaya hazırlanırken; bir salon dolusu çok bilmiş adamı ateşe veriyoruz. Tom söylüyor, sürrealist ateşler çıtırdıyor, bir kez daha diyorum;


hayat, seni seviyorum ama bokunu çıkarma oldu mu?




.





8.04.2009






Kimseye ait olmayan şaheserlerimden;



Önce gözlerimden uykuyu aldırdım; sonrasında da üzerimdeki insan artıklarını.

Şimdi çok mutluyum.


Çayı sütlü içmek ne kadar keyif verici bilemezsin. Oysa ne kadar sıkılmışım her şeyden, geçip, gidiyor olması ne şahane kuşların.


Kendimi ezbere çekiyorum, gelecek daha güzel günlerim için.

Amin.





.

.




daha önceden sana anlattığım şeyler vardı ya!
hepsini unut.




.



7.04.2009



...


Zaman


İlerlerken, her şeyi silip, süpürüyor.

İşte bu yüzden ölümü hak ediyor.




Sen


Uykuya dalmadan önceki halim

ansızın geliveren...



Ben


Yaz aylarının batan tortusu, denizin tuzu...




.


6.04.2009




...



Dün daha iyi gibi görünüyordum, İnsanlarla ilgili düşüncelerimi kendime saklamıştım. İnsanların benimle ilgili yorumlarına en azından aldırış etmiyordum. “Saçın uzamış, rengin çok soluk, gözünü neden kap kara boyuyorsun, vs.” Hep diyecek bir şeyleri olan insanları seyrediyorum, yoruluyorum. Ne kadar çok salak insan var. Gözleri ışıl, ışıl parlayan o kızın, kelimelerin ardına saklanmış olduğu ne kadar aşikar oysa. Bazı günler, en mutlu olduğum zamanlar kayboluyor. O çocuğun çorapsız ayaklarını sadece ben görüyorum sanki. Hiç kimse yokmuş gibi yaşamaya, kendi ütopyanda boğulma hali denir. Buna değer mi, değer.



Tom la beraber o çatıdan atlamayı ne çok isterdim.



Kıskandığım blog sahipleri var, hepsiyle aynı hücreye kapatılmak istiyorum. Sonra yeniymiş gibi yaptığım her şeyi, daha önceden yaptığımı biliyorum. Yeniymiş gibi dinlediğim o adamı; yüzyıllardır, hiç dinlememişim gibi dinliyorum; sonra dinlerken neler hissettiğimi hatırlıyorum. Hatırlamıyor gibi yapıp, ilk defa dinler gibi puslu sesine boğuluyorum. Sonra kız o kadar güzel ki; kendimi kötü hissetmem için bütün imkanları doğa ona sunmuş gibi; kendimi bok gibi hissediyorum. Rengi kaçmış taytım ve tavşanlı pembe terliklerimle ekranın sağındaki saate takılıyorum. Bankadan gelen kredi mesajını yanıtlıyorum. Otomatik bir mesajdır, cevap yollamayın ikazını tekrar okuyorum. Sevgilime yazmak istediğim şeyleri, Garanti nin kredi mesajına cevap yazıp yolluyorum. Elektrik süpürgesinin r2d2 ya benzemesini çok isteyeceğimi düşünüp, kaldığım yerden devam ediyorum.



Çoğu zaman, sen yokmuşcasına çok meşgul bu zaman, bazı zamanlar ise çok alıngan.



.







...


Saçmalıklarla harmanlandığım bir sabahın ardından, ne gerek vardı diyebiliyorum. Çok düşünmeye gerek olmuyor, düşünmeye değecek de pek bir şey bulunmuyor. Sonrası zaten anlamsızlaşıyor. Zaten hiçbir şey, ilk başladığı gibi gitmiyor. Yine uykum geliyor; gereğini, gereğinden fazla yapmamak gerekiyor, yine unutuyorum. Kendime şaşırmaya doymuyorum. Hiçbir şey yaşamamışım gibi sahipleniyorum. Hiçbir şey yaşamadığımı daha iyi anlıyorum.


Ulan çok mu şey istiyorum be!



"bir insanın sadece gerçeklerle yetinmesini aklım almıyor"




.



4.04.2009








.




Beyaz leblebinin, kurak tadını seviyorum.




.








Çok alakasız yazılar serisi...


Zamanımızda...

Sonrasında şarkının içinden önce sen geçiyorsun; sonrandaysa, peşi sıra martılar, bir iki kelebek ve takım yıldızı...


biraz daha zaman geçer; avuç avuç belirsizlik; tutunduğun körfezin genzini yakan havası; uzaklaşma isteği, hep baki kalansa suyun kaynama noktası; gerisi bildiğin hayat karmaşasında gereksiz kalabalıklar, neyse ki geçebiliyor... yoksa ne yapardık, bebeğim.


Her hangi bir zaman içerisinde...

Neler yaşayabileceğini kestirememek var ya; en güzel tarafı da buydu.


O esnada Dünya adlı gezegenin her hangi bir yerinde...

Akrebin, yelkovandan vazgeçmeyeceğini bilmek Greenwich için sevindirici olsa gerek; benim içinse hiçbir anlamı yok, yüce krallığa bildiririm tüm saygımı içime hapsederek.. Bu galakside yaşayıp da, zaman ayracına alışamayan tüm yaratıklar için sesleniyorum;


Samanyolu sen bizim her şeyimizsin.


Şimdi layığınızla dağılabilirsiniz.


mİlyarlarca galaksiden Samanyolu'na düşmüş olmak; ne büyük talihsizlik.


Yine aynı esnada galaksinin her hangi bir boşluğunda...

Marduk; gizli bir görev için burada bulunuyorum.

Dünya; hani dosttuk.

Tayyip; Marduk bizi teğet geçecek.

Kedi; maovvvvvvvv.







3.04.2009

,

sonra "the million dollar hotel" in camından sana el sallamışım.



Ilık bir rüzgar eser belki, belki de güneşsiz, aydınlık bir günün heyecanı sarar, belki de bir odasında gölgelerle yarışır yahut terasından ayaklarımızı sarkıtıp, bir Yakut açarız.




...