27.05.2009






Güzel olanıysa, kimilerinin parayla satın alabileceği rüyalarının olmasıydı. Yoksa öyle, tuhaf ve saplantılı bir adamla birlikte olma ihtimalim olabilir miydi? Bende sanmıyorum. Yanılsama yahut rüya gibi bir şeydi, geçti.



Ruhuna bulaşmış hastalığı ben iyileştiremem, yapabileceğim en mantıklı şey; senden fersah fersah kaçmak olacaktır. Merakının başlamasıyla, bitmesi arasında ki günlerde, hiç haz edemediğimiz insan tipine giriyor olmanı göremeyişimiz, tamamıyla benim seni nasıl görmek istediğimle ilgili bir durum. Kendimi ve başkalarını suçlamayı bırakalı çok olmamış mıydı. Keşke bırakmasaymışım, ehueheueh. Ay ne kadar içten ve komik bir kişiyim. Heh sick.!



Soldan sağa bebeğim iki harf eski dilde su ..

yukarıdan aşağıya cicim iki harf eski Mısır lı tanrı ..

her yönden bebeğim üç harf kalbinde başladığını düşündüğün, kıçında sonlandığını anladığın duygu şaşkolozlaması ...



Kızıl ötesi bir yalnızlığa bürünürken etraf, senin önem verdiğin değer cinsi bu galakside geçmediğinden mutluyum. Aynı galaksiden olmayışımız ise paha biçilemez bir his.


Neyse biraz Ursula okumak iyi gelecektir.





22.05.2009




Düşündükçe tiksindiğimden sadece, üzgün müyüm? Belki aldandığım için, belki de söyleyemediklerimi her gün kendime söylediğim için ve esasende için için...


Değer mi? Kime değmiş ki, şimdiye kadar.


Ruhumu yahut diğerlerini suçlamayı bırakalı çok olmuştu, büyümüş müydüm?

Sanmıyorum, bunları bilen bir çocuk olmak yine en güzeli ya da bana vermediğin çiçeklerin kokusunu duymak ya da tek kaygım gri gömleğinde kalan tuzum.


Hepsinden de öte mucizevi bir kalabalık yaşıyor yalnızlığım; panayırda harçlığını kaybetmiş bir çocuktan farksız değil gözlerimin içi, gerisi hiç anlamayacağın o mevsim....



Beni büyütmeye çalıştığın için minnettarım sana hayat, lakin büyümek istemediğim için mi, bu kadar zor hayat?







20.05.2009




*

Hakketten de uzağındayım, göbek deliğinin yarı çapını biliyor oluşum, bunların hepsini uyduruyor olmamın bir kanıtı sadece. Yoksa kadın çınarın altında nane yapraklı, yazdan kalma limonatasını yudumlarken, kendine has mırıltılar çıkarıyordu.


Karşısında oturup da saçına düşen yeşil tırtılı izlediğimi fark edemeyecek kadar meşguldü sanırım. Saç tellerinin arasında usulca dolaşan küçük tırtıl ve benim için, hayat gereğinden fazla keyifliydi, ben de bir ayran alabilir miyim dediğimde, sahibi görünümlü garsonun, koyun yoğurdundan diyerek aramızda ki ayran samimiyetini, gazlı bir içecek seviyesine çıkartmak istediğini tek benim anlayabilmiş olmam, orada saçında yeşil tırtıl olan kadın ve benden başka kimsenin olmamasından da kaynaklanıyor olabilirdi...

Kadının, kafasında yürüyen yeşil tırtılı fark etmesine bir kaç vapur kalkışı zaman vardı; yaprakların arasından güneş süzülüyor, tırtıl ilerliyor, koyun yoğurtlu ayranım geliyordu.


Emin ve güvenilir adımlarla kadının yanına gittim ve kafanızın üzerinde yürüyen yeşil bir tırtıl var lakin korkmanızı gerektirecek bir şey değil diyerek tırtılı yetişmesi gereken yerden alıkoydum.


Masamın üzerinde yeşil tırtıl, koyun yoğurdundan ekşi olduğunu düşündüğüm ayran ve parmaklarım vardı. Olması gereken her şey orada gibiydi, tek eksik yeni farkındalık yaşayan kadının gecikmiş çığlığıydı, çok eğleniyorduk.


Köyde yüzyıllardır kullanılan bir kanalizasyon sistemi vardı ve içine eski kasa Lada marka araba girebiliyordu; kanalizasyonun içinde ki Lada nın mahzun ve esanslı yalnızlığı; ne dramatik. Oysa insanlar yüzyıllardır bu işi yapıp, denize döküyorlardı... Adam bana köyü anlatırken bunlardan bahsediyordu,ben ise tırtıl yalnızlığında ilerliyor ve cümle içine serpiştirebileceğim kuş yemlerimi arıyordum. Ayaklarımın çok oluşu ise, kendimi iyi hissettirebilecek en iyi şeylerden biriydi ta ki biri üzerime basana kadar...


True Blood un jeneriğine hastayım ve belirtmeliyim ki bilog; Bill gibi bir vampirim olsun, sabah akşam kanımı içsin, ama içmeden önce öyle bir baksın, şimdilik istediğimiz başka bir şey yok.



13.05.2009



.


Bu sıcakta oturup da kanyak içebilen tek yaratık olabilme ihtimalini seven başka birini tanıyorsan, benimle de tanıştırır mısın?

Seni önce metin belgelerinden, sonra da wörd sayfalarından geçirmiyorum bebeğim, tdk ya da maruz bırakmıyorum, sapanla kovalanıyormuşcasına buraya atıyorum; sen de beni daha çok seviyorsun, bunu hep biliyorum.


Hitchock'un soğuk bakışlı sarışınlarından olamadığımdan mıdır nedir, eşinin sevimli bir kızıl olması, yüreğime serinlik katarken; bakışlarını üzerime sabitliyorsun, erik de yiyemiyorum. Satırlar boyu salınarak yürümek, yürürken saçmalamak, şu an çalan şarkıda da gözümü tavana sabitleyip, dönmek istiyorum. O kadar buğulu ki sesi, last fm istatistiklerimden utanmasam makyajsız dinleyeceğim lakin yapamıyorum, siyah kalemimin akmış haline yakışıyor bu parça, sonrasındaysa uzun uzadıya geyik yaptığım arkadaşlarımın bana yetememesi hayal kırıklığına dönüşebiliyor, hani saçmalamaktan bu kadar hoşlanan başka bir eş bulsam, hemen alacağım lakin yerleşik bir hayata elverişsiz iklim şartlarımızdan, göçebe çadırında, at üzerinde, sapanla geyik avlıyoruz, kadının sesine bakar mısın bilog; bakmasan da olur, ben bakarım; kan gurubu şimdilerde pozitif olan kızlar çok moda, yahut bütün ergen kızlar Edwart ını ararken, senin kan anonsu yapman duruma yakışmıyor hemşire, neyse bir daha görmeyeyim.

usul, usul çıldırabileceğim biri yok mu şu planette be maykıl?


Ne diyordum okuyucu, ben de sizi seviyorum, öperim o pembe ciğerlerinizden, hadi kal sağlıcakla, musuki paylaştığım her insanla başka başka kucaklaşırım ona göre, alınma bana; bu senin suçun değil, hepsi benim suçum.


.



.


Bıraktığın gibi her şey yahut hiç olamadığı gibi; halen daha şarkıların içinden önce martılar, sonra vapurlar en son da ben geçiyorum, güzel bir manzara kovuşturuyoruz arka planımıza, mutluluğumuza katılan yeni mutluluklardan, mutluluklar çıkarıp, kalanıyla da kumdan kaleler yapıyoruz.

Bıraktığın gibi dedim ya! Ünlemleri nereye koyacağımızı bilemeden ansızın cümleler kuruyor, telaşıyla yaptığımız kaleleri deviriyoruz, sonrasında bıraktığımız gelinciklere ağlıyor bu papatyalar, biz duymamazlıktan geliyoruz. Gelincik mevsiminin bitmesini bekliyoruz, bir daha açsınlar istemiyoruz. Doğa buna ne demiş umursamadan savuruyoruz istek dilekçelerimizi, sonrasında çok utanıyoruz.


Uslanmaz gelincik gibi arsız, bir o kadar da narin kalabilmeyi nasıl başarabiliyoruz, halen bilmiyoruz. Rüzgar çıksa da eğilip, utangaçlığım düşse toprağa; ayaz mı oralar da?
Sanmam.








,

Planlanmış hizmet dışı kalımına daha çok var, ritmine ayak uydurmaya çalıştığım elektro gitar sesi olduğunu düşündüğüm bu sese ilginç kadın sesleri ritm veriyor gibi bağırıyor, çok keyif alıyorum, sen de denemelisin bebeğim ünlem


Bir sevgilim olursa blog yazdığımdan bahsetmeyeceğim, okuyup, okuyup da üzerine alınmaları çok komikleşiyor hatta manasızlaşıyor, hani alınmaları gereken yerler var da, onları da görebildiğin renkle yazmıyorum ki, içli içli çığırmalıyım, bağıra bağıra sevgi sözcükleri söylersem, korkup sen de kaçar mısın?


Şimdi gözlerini kapat, sana seslenen bir kadın var, artık seslenmeyecek; ne kadar sevimli görüyor musun? Çok kendinden bahsetmezse, daha çok merak eder onu sevgilisi, daha da değeri artar kendi olmadıkça, saçma salak normlarını alıp bir yerlerine soksun herkes, genel değer yargılarını da sıfatına tükürdüğün o insanların yanına koyduk mu, ay biraz daha mı sevimli olsam ne, daha mı çok severler beni dersin, bi siktirip gitseler; ay ne ayıp, yakışıyor mu senin gibi kızlara, ben de ayıpladım şimdi, neyse okuma sen de okuyucu burayı, sonra bak herkesin lügatında bu tarz kelimeler barınır, bunların ne kadarıyla kurduğun cümle içleridir bizleri ilgilendiren, yoksa sütten çıkmış ak kaşığa yazdırmışım adımı ne fayda.


Gerektiğinden fazla hiçbir şey istemediğimi söylüyorum, gerektiğinden fazlası geliyor, çok yorgunum, o sandığın kadın da değilim, hiç olmadım.


Güle güle.


.



10.05.2009




.

Bilemiyorum.

Bilemediğim zamanlara rastlıyor olmamız ise üzücü bebeğim. İğde kokularını tek ben mi duyuyorum, insanlar kokunun yanından umarsızca geçip, gidiyorlar. Daha da çok içimize çekmek için, solungaçlarımızı da devreye sokuyoruz değil mi Spak?

Ah Sayler, Mr. Spak olmak için mi doğdun?


Sonrasında her gelincik mevsimi bana böyle oluyor, gitmek isteğim gelinciklerin parlak yüzeyleri gibi, dokusuz pırıl pırıl, kendiliğinden narinleşiyor.


Eski çantalarımı karıştıyorum, astarı delinmiş olanlar en ilgi çekiciler arasında ön sıralarda... Neler neler çıkıyor, pipo çakmağı olduğunu düşündüğüm bir şey misal, renginden dolayı aldığım kesin de, kullanmadığımdan eski çantamın astar altına atılmış olması da onun mutlak kaderi gibi. Sonra bir kaç vermidon, hijyenikliği ortadan kalkmış ped, migros fişi bir de kalem pil çıktı.

Heyecanlıyız değil mi cicim?

Sonra eskimiş insanlar geçiyor, okuduğum kitapların kahramanlarına kıyafetler beğeniyorum, en kifayetsizleri, en sevmediklerime biçiyorum; ciğerlerimde Mayıs lar tütüyor, şair burada senden bahsediyor, lakin o kim, kimse bilmiyor, şair bile; sen hariç...


İnsanlar esmerleşmeye başladılar bile, saçlarımsa daha da turunculaşıyor, onlar kararırken benim havuca dönüyor olmam en çok köstebekleri sevindiriyor. Neden bu kadar sevindiklerini anlamıyorum lakin çok gülüyorum.


Faradey ölüyor ya, yanına uzanıp bende ölmek istiyorum, gözlerimizi hiç kapamayın demek istercesine bakıyoruz lakin anlaşılamıyoruz. Hiç anlaşılamadığımızı bilmek bizi çok sevindiriyor, anlaşılabilseydik bu kadar tenha bir dünyamız olur muydu, sanmıyoruz.


Sonrasında ne olursan ol, onların anladığı kadarsın sözü var ya; kendimizi anlatmaya çabalamaktan bir kez daha vaz geçiyoruz, anlaşılmak değil de bebeğim, boşuna çabalaman üzüyor, zaten beklediğimiz hiçbir şey yok; değil mi okuyucu? Sen de yardımcı ol biraz.


Selenge Yayınlarının Türk Uygarlıklarıyla ilgili şa'ane kitapları var, hani bir kaçına baksan; yemişim Antik Yunan ı, diğer mitleri nasıl bayat geliyor hepsi onları okuduktan sonra....


Şimdi nikontinsiz ciğerlerini içime çekiyorum ve ciğersiz kalışını kutluyoruz.
Kim mi?
Ben ve tüm insanlık bebeğim.

Hadi mışıl mışıl...

Sana da iyi geceler.



.

8.05.2009




.




Kışa yaraşır bir serinlik,

içim; püfür, püfür.


Bir adam çıksa, elinde sıcak bir kahve, güzel bir gülümse , misal; Kemalettin Tuğcu'nun romanlarında ki iyi insanları aratmayacak bir sıcaklık tüterken fincanından; hiç yokken sarılsa, endişeleri bırakıp, kötü adamları dövsek; sonrasında olmayacak bir hikayenin baş kahramanına bürünüp, sonu hep güzel bitse....



Ah, ne tuhaf şu mazi.


Neyse, araba kullanırken hayallerimin arasına sıkışan kahvenin tadı bana bunları hissettirmişti sadece, kırmızı ışık sarıya geçmek bilmezken, iş yerim gözümde o kadar sevimli bir hale büründü ki, akşam ki uydurukçu ve sahte Garanti Bankası memurundan kaynaklanıyor olması muhtemeldi, hahaha ısırırım 0209 “ur” u da var ! Şimdilerde bir urum olsa onu 0209 diye çağırırdım.



Neyse işte bilog, Geceden beri uyuduğumu şimdi uyanıkken anlıyorum, oysa uyanıkken de uyuyormuşum gibi etraf pek bir slow motion bebeğim!




Hadi zıplayalım


.