23.07.2008


*



Bir fincan kahve iyi geliyordu, iyi geliyordu diye düşünürken, kokusunun aroması, bütün kalıntıları silip götürüyordu... Esasen tıkanıp kaldığımı düşünürken, uyumsuzluğun ritmine vurgundum, bir türlü oturamayan şeyin ne olduğunu düşünecek gücüm de kalmamıştı, kahvemde bitti zaten, bu kahvenin kokusu hiç bitmiyordu... Bitenlerse kendiliğinden bitiveriyordu... Sanırım öyle olması gerekiyordu ki öyle de oluyordu.


Neyse kattığıyla da yetebilecek güçlerle donatılmıştım. Süper güçlerimin yanına çok daha süper güçler eklemiştim ki gerisi tüm dünyayı kurtarmaya yetecek kadardı, havalar biraz üşüsün, bu sıcakta dünyayı kurtarabileceğimi sanmıyorum, zaten dünyada buna henüz hazır değil.


Neyse, yorgunduk bilog; kahvemizden bir yudum içecek dermanımız yoktu ki kokusuna denk geldiğimizde, içimizdeki küfürleri yastık yaparak başımızı göğsüne huzurla yaslıyorduk. Sonra içimizden geçen trenlere kara tüneller oluyorduk, is kokusu her yerdeydi, çektiğimiz fotoğraflara her gün bakıp, bakıp kelime yinelemesi yapıp, araya virgüller yerleştiriyorduk, o da mı kesmedi, kendimiz panayır yeri gibiydik zaten, hiçbir şey yapmadan durduğumuzda bile, kaçak girmeye çalışan çocukları kovalayacak dermanı ve gücü kendimizde bulabiliyorduk, o da yetmedi, verandamızda ılık meltem yüzümüzü yalayıp az önce geçmişken, en sevdiğim Hermann Hesse romanına fütursuz giriş yapıyordum...


Anlayacağın bilog, anlamadığımız günlerin mesaisine kalmıştık, zamanı öldürüyorduk...





.


2 yorum:

journey to orient dedi ki...

Bilogla konuşmalarına sessizce şahit oluyordum ki, içimden bir ses, ses çıkart ayıp oluyor böyle dedi.
selam asuman, selam bilog :)

Asuman Unsal dedi ki...

selam
ayıp olmuyor,

ama böyle güzel oldu, sevindim :)(: