6.10.2008


“Her zamankinden daha uzun bir süre uyuyacağım. Buna sonsuzluk deyin."



Elini, yüzünü yıkamak için yatağından kalkmak, sabah sıradanlığının ilk belirtisi gibi geliyordu. Kırlangıçların göçmen belgelerini kanatlarından almak istedim; yazları uyanmak kırlangıçlar yüzünden daha bir keyifliydi sanki ya da daha bir anlamlı.


Biraz daha sevgi katıyordu coşkuları sabahıma, sıcak güneşin aydınlığı kendisinden önce vururdu cama, beyaza yakın krem renkli güneşliğin aydınlığı doluşmuş bir oda dolusu huzur... Şimdi nasıl bırakılıp da gidilir. Doğmak isteyip, istemediği sorulmayan insanın, bir çekmece dolusu ölüm alternatifi, özgür kılıyor ruhu.


Kim ne isterse düşünsün,

biraz daha uzak olmadıkça her şeyden, kendine yakınlaşamıyor insan.


Bütün ilkel güzellikler değil mi, önce baktırıp methiyeler düzdüren; sonra keşfedilip, imha edilen. Herkesin bildiği bir şeyler var, en az unuttuğu kadar. Herkes bu kadar sığ bir suda boğulamaz, en azından bir kaçı var, bilip de bilmemezlikten gelen.


Oysa görünmeyen kılıcı vardı, sırasını bekleyen insanları görünmez kılıcıyla doğrayıp, özgürlüklerine kavuşturuyordu. Yığınla yıkım diyordu insanoğlu, korkuyordu özgürleşmekten, yığınlarca yıkıma adandı tüm bedenler, özgürlüklerine ulaşırken. Kaçıp, kurtulduğunu sanan küçük beyinli ziyanlar; tek, tek yakalanıp avlanacaklar ve bunun korkusuyla bir ömür yaşayacaklardı.



Şimdi uyandım, gördüğüm rüyaları ezip, geçiyorum. Kırlangıçların çırpınışları göz kapaklarımın ardında, yıkıyorum yüzümü.

Merhaba dünya, yine uyandım değil mi?

Tüh.




1 yorum:

araf dedi ki...

günaydın asu..
yeşil çayımı yudumlamaya başladım..ooo çok bile uyumuşssun sen hem zaten fazla uyuma göz torbaların şişer mazaallah..
kalk da çaya gel..
bak çukulatalı pisküvitlerde hazır..