9.05.2008





.



Nasıl geçiyor günler, değil mi? Seninleyken güzel geçiyordu, şimdi yoksun, anlamı yok gibi geçiyor, durmadan ilerliyor, birden anlamlar devriliyor, kaldırmakla uğraşmıyorum, sonra yıldızlar geçiyor, kasımpatıların sivri yapraklarına takılıyorum, rengi değil de Kasıma yakışan güzellik ondanmış meğer diyorum.




Ben ise bahara yakışıyormuşum, yıllar öncesinin uzun, hayretler verici tesadüfleri kuşun kanadındaymış, her kanat çırpışta bana ulaşmış, üflemişim, penceremize konmuş. Sen sonbaharların ılık nefesi, ensemde kasımpatıları, dudağımda buruk, kırmızı bir tat, güzelleşsin diye bekliyorum, manzaraya yakışan tüm bulutları üfledim, başka manzaralara gitsinler istedim, dönüp, dolaşıp yine benim manzaralarımı mekan ediniyorlar, çektim fotoğraflarınızı, istemem artık sizi diyorum, çekilin biraz ısıtsın güneş yüzümü, çimlerin üzeri senin kolların, ben yanında uzanırken kırlara, sen sev saçlarımı, göremesem de gözlerini bakarım ben sana uçlarımla...




Güzel şeyler düşün mesela, yazının ilk cümlesi ne renkti, çıkar bunu aklından, kırmızı yazılar yazmıyoruz ki biz burada, yine nereden baksan baharlı, turunculu, yeşilli; gerisi hep bildiğin sözlüğün ilk anlamını teşkil etmekte bu bünyede...




Sonra düşün ki uzun tren yolculuğu yapıyorsun, bozkırın sarı yüzü göz kırpıyor, nasıl meraklısın, nasıl coşkulusun, geçtiğin kasabalarda kalan insanları düşünemeyecek kadar meşgul hayal dünyan, bekleyen insanları bekletecek kadar bencil belki de bu bilog sahibesi, beklesinler zaten işleri ne?





Benim anlatmak istediğim, oturduğum pencereden gördüğümle yetinmeyen bir ruh, diğer pencereden yansıyanları da merak edip, düşleyip, üzülebilen, sevinebilen hatta uyduruktan kaleler kuran zararlı bir insanım ben... Sen uzun yolculuklar gibisin bende, baktığımla, gördüğümle yetinmediğim, yetinemediğim, coşkumu içime kitleyen bozkırımsın her seferinde...




Ki gün gelirde bu coğrafyadan ben olmadan geçeceksen, önce ben terk edeyim burayı, sonra sen istediğin gibi geç git nereye varacaksan ki vardığın yerde ben olmayacaksam, orada da durma, gidemediğimiz karşı kıyılarımızın merakı var, gidemediğimiz uzun yolların arka koltuk güvenliği, ya da hepsi boş işte sen varsın, canıma katarken ufalaya, ufalaya kanattığım; sonra hislerim, katmak isterken eksilen, sonra diğerleri, hep unuttuğum; dedim ya şimdi, varsa gidilecek yerler seninle olsun, yoksa o yollar nereye istersen götürmüyor insanı, bir ucun bendeyse çekiştiriyorum ucundan, gel çabuk bekliyorum....





Bu kadar cümleyi, bekliyorum demek için kurdum inanır mısın? Bilirim inanırsın, kendine inandığın gibi, bu huzuru neye değişir ki insan? Hiçbir şeye.





Unutmadan, flickr nasıl anlamsızlaşıyor gün geçtikçe...





.

!


Senime

2 yorum:

Adsız dedi ki...

nasıl güzel yazıyorsun!

hatta nasıl birisin de bu kadar güzel ifadeler kuruyorsun, bugünlerde tek keyif aldğım şey kovuğunu okumak, yaşadıklarına tanıklık etmek...


"Senim" olmak isterdim,


Sevgiyle
önemsiz anoni insanı

Deriniz dedi ki...

Biz burada herkese önem veriyoruz,
hatta anonymouslara bile

yalnız SENİM olmak ne haddine!

hiç gerek yok bu tarz atraksiyonlara, paşa paşa okuyun efendim siz, kendi payınıza düşenle yetinmeyi bilmeli kişi...

eyvallah *_*